Tag: seyahat
-

Tatilden iş çıkarmak: Bakmasını bilene dağlar taşlar haber dolu
Her yıl hobi amaçlı pek çok yere gidiyorum. Kimi zaman dağa tırmanıyorum, kimi zaman yüzme yarışına katılıyorum. Bazen derinlere dalış yapıyorum, bazen de uzaklara pedallıyorum. Yağlanıp güreş tutmuşluğum bile var. Bunların da çoğunu habere çeviriyorum. Nasıl mı? Buyurunuz… Bu kez işe dönüştürdüğüm tatilin hedefi Aladağlar’ın Emler Zirvesi, haber konum ise katırcılık kültürü. Uzun yıllar önce
-

Güzel ama komplike: Kısa bir İtalya seyahati
İtalya her dönem benim için cezbedici olmuştur. Belki filmlerde gördüğüm manzaralar, belki pizza makarna gibi hamur işine düşkünlüğüm, belki de efsane kadrosuyla futbol denince ilk aklıma gelen takım Milan olması nedeniyle o ülke fazlasıyla beni içine çekiyordu. Bu yıl, o çok merak ettiğim ülkeye bir ziyaret şansım oldu. Tatilde geçirdiğim ilk birkaç gün, farklı bir
-

Dublin’de hafta sonu kaçamağı: Sürekli şaşırtan kent
Dublin, dakikası dakikasına uymayan, sizi sürekli şaşırtan bir yer. Hava bir güneşli, bir yağmurlu… Arnavut kaldırımlı sokakları, içinden canlı İrlanda müziği taşan barları, güzel kafeleri, eski kitapçıları, ünlü yazarları ve farklı mimarisiyle uluslararası kimliklere ev sahipliği yapan kozmopolit bir şehir burası. İlk kez gidip de kısa zaman geçireceğim yerlerde hiç acele etmem; her şeyi muhakkak görmeliyim, deneyimlemeliyim diye
-

Torcello: On bir kişinin yaşadığı ada
Burano’dan bir vapuretto, baş dakika sonra Torcello. Küçücük bir ada. Bir iskelesi, bir lokantası, bir de tarihi kilisesi var. İskelede inip dere boyu yürüyorsunuz, sol tarafınızda meşhur Locanda Cipriani kalıyor, onu da geçtikten sonra Kilise Meydanı Santa Fosca. Meydanın solunda Şehir Müzesi. Bira, şarap, prosecco, su, dondurma, cips, buzlu içecekler satan bir büfe var. Başka
-

Yunan Adaları: Bir parça huzurun ve insanlığın peşinde
Bayram tatilinde İkarya Adası’ndaydım. Samos ile Mikonos arasında kalan ve Türkler tarafından pek bilinmeyen bir ada burası. Dağlık, tepelik, vahşi bir ada. Tahta iskemleli bir lokantada oturmuş, “cennet gibi ülkemizi” bırakıp neden bu kel çorak adalara kaçtığımızı düşünüyordum bir gün. Bu konuda bir yazı falan yazayım dedim hatta kendi kendime. Derken Melis Alphan’ın yazısı patladı.
-

Lizbon: Hayalin büyüsünü gerçekte tatmak
“… tıpkı arzuladıkları bir şehri gözleriyle görmek için seyahate çıkan ve hayalin büyüsünü gerçeklikte tadabileceklerini zanneden insanlar gibi, ona kavuşmaya hasrederdim kendimi…” Marcel Proust, Swann’ların Tarafı Proust’un bu cümlesini ilk okuduğumda küçük bir kişisel aydınlanma yaşamıştım. Bir şehirle ilgili ayrıntılı araştırma yapıp, heyecanlanıp, hayal kurduktan sonra, o şehri gözlerimle gördüğümde hep biraz hayal kırıklığına uğradığımı
-

Bozcaada: Hayatı yavaşlat
Bazı yerler vardır yeniden gitmek, hep gitmek istersiniz; her bir yeriyle, insanıyla, manzarasıyla ilgili ayrı ayrı yazmak… Bozcaada işte öyle bir yer benim için, ilk görüşte aşk gibi. Reçelci teyzeyi yine güleryüzüyle görünce mutlu olmak gibi, Türkan abla ve Nejat ağabeylerde sabah kahvesi eşliğinde yapılan tadına doyulmaz sohbet gibi, adanın sersemleten rüzgarına karışan kekik kokusunu
-

Bratislava: Avrupa’nın ortasında yalnız bir şehir
Balkan ülkeleri ile Türkiye’den gelen bir grup gazeteciyle, Avrupa Gazetecilik Merkezi (EJC) tarafından düzenlenen bir seminer için Bratislava’daydık.
-

Fas: Üzerinde güneş batan krallık
Uzun süre bilinen dünyanın sonu olarak kalan bu toprakların adına kimisi Fas, kimisi Morocco, sahipleriyse Memleket el Magrib demiş, yani “Batı’daki Krallık”. İsmi konusunda olmasa da güzelliği hakkında herkes hemfikir. Biz de ne kadar güzel olduğunu bildiğimiz için tapmaya geldiğimiz bu toprakların, her biri kendine has bir renge sahip kadim şehirlerini keşfetmeye başlıyoruz vakit kaybetmeden.