Category: KÜLTÜR
-

Noktalama işaretleri İstanbul’da icat edilmişti: Nokta ve virgülün kısa tarihi
Noktalama işaretlerinin mucidi, yaklaşık 2.300 yıl önce İstanbul’da doğan Aristofanes idi. Noktanın, virgülün ve noktalı virgülün “kısa” tarihi “Bizantiyonlu” bu dilbilimciye uzanıyor. 15. yüzyılda matbaanın icadıyla bir düzene kavuşan noktalama işaretleri, 19. yüzyılda dünyaya yayıldı. En eski Türkçe metinlerden olan Orhun Yazıtları’ndaki basit noktalama, yüzlerce yıl bir sisteme oturmadı. 1860 yılında İstanbullu gazeteci Şinasi’nin yazdığı
-

Atatürk’ün okuduğu kitaplar: İşaretleyip not aldığı 195 eseri inceledik
Cepheden cepheye koştuğu günlerde bile okumaktan vazgeçmeyen Mustafa Kemal Atatürk’ün binlerce kitabı vardı. Sayfalarını işaretlediği, üstüne notlar aldığı 195 kitabın konularını ve dillerini inceledik. Ulu Önder’i, “doğum günüm” dediği 19 Mayıs’ta, ufkunun genişliğini gösteren bu kitaplarla anıyoruz. Selanik’teki çocukluğundan, Manastır’daki gençlik çağına; ardından Libya’dan Çanakkale’ye, Kafkasya’dan Filisten’e uzanan savaş yıllarına, sonrasında İstanbul’a, Samsun’a, Ankara’ya… Okuma
-

Meddahlık dijital çağda da sürüyor: Söz asla ölmedi ve ölmeyecek
Geleneksel halk tiyatrosunda haberciliğe en yakın sahne sanatı, meddahlık. Güncel bir sorunun, hikâyeleştirerek ve heyecan uyandırarak aktarıldığı meddahlığın yerini, dijital çağda stand up komedinin aldığı söyleniyor. Meddahlığı 21. yüzyılda yaşatan üç ismin anlattıklarına bakarsak bu iddia doğru değil. Türkiye’nin ilk kadın meddahı Prof. Dr. Nurhan Tekerek’e göre meddahlık güncel sorunlara dayanıyor, ‘stand up’ta ise öncelik,
-

Nehir söyleşi kitapları gazetecilik mi? 3 uzman 4 soruda yanıtladı
“Nehir söyleşi” kitaplarıyla ilgili bir kafa karışıklığı var. Çoğunu gazetecilerin yazdığı bu kitapların türü ne, biyografi mi? Nehir söyleşileri hazırlarken hangi gazetecilik teknikleri kullanılıyor? Ortaya sahiden gazetecilik ürünleri mi çıkıyor? Kitabın “sahibi” gazeteci mi oluyor, yoksa söyleşi yapılan kişi mi? İşte bu 4 soruyu, nehir söyleşi alanında ürün veren, yazarlık ve editörlük yapan 3 isme
-

Film festivalleri: Sinemada dijitalleşme, nereye kadar?
COVID-19 salgınının 2 yıldır belki de en çok etkilediği alan kültür-sanat hayatı, en ağır darbeyi vurduğu sektör sinema oldu. Bu ay yapılan İstanbul Film Festivali ise “normalleşme” sinyalleriyle sinemanın üreticilerine de, izleyicilerine de umut verdi. Peki, sinema sektöründe ve film festivallerinde salgınla birlikte hızlanan dijitalleşme, normalleşme sonrasında da kalıcı olur mu? Filmlerle yalnızca salonlarda ve
-

Inventing Anna dizisi: Gazetecilik bir temas ve mesafe mesleğidir
Ses getiren röportajıyla “Inventing Anna” dizisine ilham veren gazeteci Jessica Pressler’ın yaşadıkları ve bu ilginç hikâyenin Netflix uyarlaması, habercilik üzerine ibretlik dersler ve yakıcı sorular barındırıyor. Bu bir Anna Delvey değil, Vivian Kent yazısı… Göz acıtan beyaz bir ışık. Baskı makinesine yerleştirilen kuşe kâğıtlar… Makinenin kâğıda hırsla geçen, kocaman bir ağız gibi kapanan dişlileri ve
-

21 Mart Dünya Şiir Günü: Medyanın dijitalleşmesi bir tehdit mi, fırsat mı?
Şiir, gazete köşelerinden sosyal medyaya taşındı. Peki dijital mecralar, şairler için bir tehdit mi, yoksa fırsat mı? Z Kuşağı’nın şiire yaklaşımı nasıl? Bu soruları ve daha fazlasını, 21 Mart Dünya Şiir Günü vesilesiyle 3 şaire sorduk. Dünyanın farklı ülkelerinde şiir günleri uzun yıllar boyunca ekim ayının farklı tarihlerinde kutlanmıştı. 20. yüzyıl sonlarında, Antik Romalı şair
-

Romanlardaki gazeteciler: 100 yıl önce iletişim fakültesi yoktu, basını edebiyatçılar kurdu
“Türk Romanında Basın Hayatı (1872-1940)” adlı 632 sayfalık kitabı geçtiğimiz aylarda Gazeteciler Cemiyeti Yayınları’ndan çıkan Dr. Tayfun Haykır’a göre Türkiye’de basının kurulmasında edebiyatçılar öncü oldu. “O dönem bir gazetecilik ya da iletişim okulu olmadığı için gazetecilik misyonunu edip entelektüelite üstlenmiş” diyen Haykır ile kitabını konuştuk. Ayrıca basın tarihimizi daha iyi anlamak için okunabilecek romanları da
-

Kulüp dizisinde azınlık temsili: İsteyince oluyormuş ama eksikler de var
Bu ay Netflix’te gösterime giren Kulüp dizisi, Türkiyeli Sefarad Yahudileri’nin tarihi bir öyküsünü ilk kez dijital bir platform üzerinden milyonlara ulaştırdı. Sinema ve televizyonda on yıllardır gerçeklikten uzak, klişelerle örülü ve karikatürleşmiş temsillere alışkın azınlık üyelerinin birçoğu, Kulüp’ü özenle çalışılmış, olumlu bir örnek olarak alkışlıyor. Bilhassa Ladino dilinin kullanımı ve tarihi ayrıntılardaki titizlik takdir toplasa
