Yazar: Hakan Karakurt
-

Post-gerçekliğin sosyal hâli: Post-otantik hayatlar
Oxford Sözlüğü’nün yılın İngilizce kelimesi seçmesi sonrası daha çok duyduğumuz bir kavram var; Post-Truth. ‘Post gerçeklik’ yahut ‘post olgusal’ gibi pek çok çevirisi var. Takip edebildiğim kadarıyla Türkçe’de en sık kullanılan çeviri ‘post gerçeklik.’ “Galat-ı meşhur lügât-ı fasîhten evlâdır” kuralından ötürü ben de post gerçeklik çevirisini kullanmayı tercih ediyorum. Post gerçeklik, aslında Türkiye’de uzun zamandır
-

‘Ya verelim bi fenomene 500 lira, paylaşsın ağbi!’
Senaryo şu: Kolejlerde yetişmiş varlıklı bir çocuksunuz. Üniversiteyi bitirdiniz. Mekâncılık, ortamcılık da var. Ebeveynlerinize, “ben gavurdan gelen çayı dümdüz demleyip satıcam, hem de bardağı 20 liradan” dediniz. Tamam dediler, verdiler parayı. Karaköy’de bir mekân buldunuz. Sokak sanatçısı getirdiniz mekâna. Duvara Frida, Rambo, Bruce Lee falan çizdi. Steampunk ampuller ve borularla döşediniz. Sayfasını bile açmadığınız, 5 bin
-

Real time marketing: Lütfen herkes markamızı sevebilir mi?
Real time marketing, nâm-ı diğer ‘gerçek zamanlı pazarlama’, sosyal medyanın yoğun olarak kullanıldığı bu garip çağda, markaların görünürlük/bilinirlik adı altında bizi genellikle üzdüğü/utandırdığı bir pazarlama yöntemi. Almanların karmaşık bir ruh halini tek kelimeyle anlatan müthiş tanımları var ya, Fremdschämen diyorlar bu üzme/utandırma durumuna. ‘Bir başkasının adına, onun hal, tavır ve davranışlarından ötürü utanç duymak.’ Çağımız garip.